Homo erectus (kalkık gezen) "dik" yürüyen adamlar homo sapienler gibi olamadılar ve bugünkü insanın kaynagı olma şansını da yitirdiler. Bilim adamları bunu, homo erectusların daha uzun boylu olmalarından ötürü değişen buzul iklimine kalp ve dolaşım sistemlerinin ayak uyduramaması diye acıklasa da asıl gercek onların "harbi"olmalarıydı. Homo sapienlerin fırsatcılığı ve uzlaşmacı tavrı yoktu onlarda . O kadar esnek olmak Erectuslar için laubalilikti "batsın bu dünya bitsin bu rüya"deme onurunu sergilediler. Ve biz o "hakikatli"nesli sürdürmek yerine kıvırmayı iyi bilen her durumdan nasiplenmekte fazlaca becerikli olan homo Sapıyer oluverdik! Olduk olmasına ama sürec bu kararımızı sürekli bize ödetti. Şimdi hayatımız cok daha mı iyi? Yine ölüyoruz savaşlar, dogal afetler ve en kötüsü insan olmak ve insan kalmakla ilgili hiçbir sendikal hak veya söze sahip degiliz!..
Biz insanlar evrim sürecinde cok büyük kayıplar verdik. Dogal seleksiyon sırasında başarısız secimlerle yenilendik genetik olarak. Mesela bunlardan en üzücü bir tanesi, İnsanoglu cok evvel primat (may mun)iken her tarafı kıllarla kaplıydı ve sinirlendiklerinde kedi –köpek gibi diklenirdi tüyleri. Düsünsenize ne mükemmel şey!vücudumuzu boydan boya kaplayan o gür kılların bize verdiği çekicilik. Bir kurt adam gibi... o yelelerin bize kattığı erkeksi hal ve şimdi ki agdalanmış halimiz..Eskiden mağaraya ayı ,kaplan vs daldığında biz de ona dalar dövüşürdük, telef olurum demez, gerekeni esirgemezdik ayıdan da dayıdan da! Belki daha az ama öz yaşardık!...
Fakat insanoglu -pardon maymunoğlu- zamanla "varoluş stresi"ni üzerinden attıkça keyif meraklısı bir canlı olmaya başladı. Olaylara tepkisi de değişti. Yemekten zevk almaya sekste pozisyon degiştirmenin, magara duvarlarına resim çizmenin tadına vardı...
Hanımı "bey kalk içeri ayı girdi" dediğinde "aman bırak yat, cocuklardan birini yer gider!sen gel ver bi alt dudak bakıyım" diyerek uyumayı tercih etti...
İşte insan öyle her ayıyla ayı olunmayacağı kararını aldıkça kılları da azaldı yüzü gözü açıldı ,hatta traşa bile geçti sözde "yakışıklı" oluverdi .
Gün geldi insanın sinirlendiğinde diklenecek kılı bile kalmadı. Daha kötüsü sadece duygulandığımızda ‘içim ürperdi ‘deyip nispeten kuçuk tüylerin diklenmesine seyirci kaldık ve O mükemmel "kıl diklenmesi" sistemi de insanoğlunun zekasında yer değiştirdi,devşirildi...Böylece aslında "kıl dönmesi" olduk...
Gerçek bir kayıptır।
Tüm bu yeteneğin kaybına neden olanlar mağaraya giren ayıya saldırmanın hata olduğu fetvasını veren korkak homo bilmem nelerdi...Tamam belki on kişiden sekizi bu uğurda şehit oluyordu lakin o iki kişi ayıyı şaşırtıp kaçırma yeteneğini oransal olarak kitlesel bilinç birikimimize(kbb)genetik açıdan kazandırma fırsatını bulamadılar. Korkaklar ve tembellerin evrimini sürdüreceğiz bu yüzden .

Bu arada kadınların fareden korkmasının sebebi de magara devrine kadar uzanırmış. Kadınlar regl oldugunda kokuya gelen farelerin tacizinden o zamanlar öyle ürkmüş ki bir daha yıldızı barışmamış kadınlarla farelerin...~
Önemli not: Yazıda bahsedilen Homo Erectus insanı aslında homo Sapien lerle beraber aynı dönemde yaşama fırsatı bulan Homo neanderthalensis (Neandertal adamı) dir... Lakin o da bir" dik yürüyen "olmasına ragmen bu şanlı isimle anılmaz. Ona da "kalkık gezen" tarifi yapabilmek adına her birinin orijini olan homo erectus ismi bir üst başlık veya sıfat gibi kullanılmıştır. Yoksa homo erectus zaten modern insanın atasıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder